Herşey için biraz bahanem var heybemde.  Payınıza düşeni alın.

Gürültülü bir caddede oturuyorum.  Araba sesleri tezgahtar seslerine onlar da karşı parktaki ucuz ve bayağı müzik seslerine karışıyor.  Kafamın içindeki sesleri duymak mümkün değil.  Tam bir hengame.  Adeta bir kaos ortamı.

Geçen gün izlediğim filmdeki adama özeniyorum.  Bir sırt çantası ve ben kaçıp gidelim diyorum. Olmuyor tabii. Ödenecek faturalar , yan minderdeki Frida bana melül melül bakıyor.  ‘Nereye yahu?  Yemim , suyum , kumum ne olacak?’ dercesine.  Oturuveriyorum hep oturduğum kanepeye. Tenezzül edip yanıma dahi gelmiyor. Olsun, zaten hava sıcak.  Esmiyor!

 

Televizyonda yine aynı saçmalıklar.  Her kanalda ayrı bir utanç tablosu. Önceden gülüp geçerdim.  Şimdi tebessüm dahi edemiyorum.  Bahanem var. Çok.  Kapatıp balkona çıkıyorum.

Yahu esmiyor.

 

Geçenlerde bir kitap aldım hiçbir mekanda okunmuyor.  Betimleme yığını.  Gereksiz kelime bohçası.  Darlanıp onu da mutfak masası üstüne atıveriyorum.  Tahmini altı gündür orada. Bir hafta olsun alır rafa koyarım.  Neden bilmiyorum.  Dedim ya bahanem var. Çok.

 

Ben Frida olsam ilk fırsatta kapı aralığından veya balkon trabzanlarından atlayıp kendimi özgürlüğe bırakıverirdim.  Ödenecek fatura yok, gidilecek is yok, okunacak sıkıcı kitaplar yok. Ama gitmiyor. Bahanesi yok belli ki. Hiç.

Bir sabah uyanıp Samsa gibi hamamböceği olmuyorum.  Frida da olamıyorum.  Kendim olmayı deniyorum , olmuyor. Hava sıcak,  sokak gürültülü,  birşeyler birşeyleri engelliyor hep. Bahane de çok.

 

Konuyu bir yere bağlayağım falan yok. Bu defa o yazılardan biri değil bu. Serzeniş falan asla olamaz.

Esmiyor.

Bahanem var. Çok.

Yedinci kanalda 54 yaşındaki amca 48 yaşındaki teyzeye ‘Kaç kilosunuz? ‘ diye soruyor. Gülüşüyorlar.

Limon yine pahalanmış. Açık pencereden satıcının sesi odama doluyor.

Kahvem soğumuş.

Frida bacaklarıma sürtünüyor.  Belli ki acıktı.  Doğruluyorum.

Mutfakta ölü fesleğen saksıda atılmayı bekliyor kaç haftadır.

Yeltenmiyorum.  Esmiyor.

Bahanem var. Çok.